15 Aralık 2011 Perşembe

.....Aşkına

Beyninizde bir şimşek çakar önce o gelir aklınıza..
O
Aşkın yumuşak ve yoğun tarifidir..
Aşk onun özünde gizlidir..
Aşkın çekirdek halidir.

Eksikliğini olur olmaz her yerde hissettirebilir ve size o an yaptığınız herseyi erteletebilir..

Üst damağınızda ufak bir sızlama hissedersiniz önce sonra damağınızdan sızıp beyninize doğru adım adım ilerler bu sızlama..

Yutkunursunuz şöyle bir yok olacak gibi değil. O sızı boğazınızdan yavaş yavaş midenize doğru iner...

El ayak titremeye başlar..avuç içlerinizde soğuk bi nemlilik hissetmeye başlarsınız..

Dudaklarınızı ısırdığınızı farkettiğinizde sabrınızın sonu gelmiş sizinse sonunuz yakındır.
Gözlerinizi kapatir yutkunur dilinizle dudaklarinizi islatir aşk uğruna yüreğinizdeki derin inanç ve müthiş bir motivasyonla harekete geçersiniz.
Kimsenin duymadığı o kokuyu duyar takip edersiniz...
Adım
Adım
Kalp atışlarınız hızlanır
Tansiyonunuz yükselir...
Nefes nefese kalırsınız..
Sonra
Kokuyu daha keskin duymaya başlarsiniz..
Yaklaştınız
Kokuyla burun buruna geldiğinizde gözlerinizi kapatırsınız içinizde bişey "oh be" der.

Siz az önce o atraksiyonu yaşarken
Meğerse hiç bilmediğiniz diyarlarda
Aşkın en tutkulu çekirdekleri sizin için bir araya gelip öğütülmüş de demlenmiş de haberiniz yok!
Yumuşak içimli yoğun aromalı,
Kokusu artık burnunuzda
Sicakliği parmak uçlarinizda
Nabiz ve tansiyon normale döndü..
Sakince oturup,dilinizi ve damağınızı o kadifemsi ıslaklıkla baş başa bırakabilirsiniz artık...
Mutluluklar :)

Not:Öğütmeden pişirmeye servise kadar hakkı verilmiş bir kahve ise..
Ve siz onu incitmeyecek, egosuna gerektiği özeni gösterecek ,ona yeterli zamani ayıracak bir kahve sever iseniz zaman mekan fiyat farketmez gönül rahatlığıyla tüketebilirsiniz.
Lütfen ucuz suruplu,kahvemsi,beceriksizliği krem şanti ile kapatılmaya çalışılan o garip sıvılardan içmeyin.
Proton ve elektron kokan o garip ,gürültü ,bardağın içine tanımlanamamış sular akıtan o makinelerden uzak durun.. O instant coffeeler kahvenin kuyusunu kazan kiskanç, taklitçi arkadaşları sadece onlardan da uzak durun..

Hayat kısa...
Hayat Zor...
Ve iyi kahveyi hakediyor..
Kahve aşkına kahve için!
Ama KAHVE...

4 Ekim 2011 Salı

Etrafimda gürültü yapan herşeyin sesini kisip,elimde avcumda icimde zihnimde biriktirdiklerimi, dilimin ucuna getirip getirip söyleyemediklerimi toparlayip ve söyle bir ayaklarimi uzatip bir sigara yakip kendi kendimle konuşmayali çok oldu.
Herkesin vardir bir zihinsel detoks yöntemi benim ki de bu sanirim.Zehrimi böyle akitiyorum ben de yolumu böyle buluyorum. Yazarak ya da yazamayarak bir yol ciziyorum belki kendime...Yepyeni "belki"ler kesfediyorum kendimle igili.."belki de boyle" "belki de soyle" gibi...
Kendi kendime sorduğum "acaba" li sorulari kesin hükümler vermeden yine kendi kendime "belki" lerle cevaplamak en gözde uğraşım son günlerde...
Etrafimdaki kesin hükümlerin,kendinden son derece emin beylik laflarin ve sahiplerinin zehirlerinden ve önyargilarindan bu sekilde ariniyorum arinmaya calisiyorum BELKİ..Sizi de yipratmiyor mu şu etrafinizdaki hiç birsey bilmemekten guc alan cok bilmislik! Sizi de yormuyor mu acinasi,cahil,ama herseyi bilen herseyi kucumseyen binlerce gaf ve gaf sahibi...
Acinasi,acikli,gulunesi belki bunlarin hepsi bosuna yoruyoruz aslinda kendimizi?
Bu kadar laf salatasi yaptiktan sonra simdi bu cumle NİYE? Mİ?
Himmm
Aslinda
Sey
Belki de...
Ya birakalm gitsin iste!
NİYE Mİ?
E NE BİLİYORUZ Kİ?(Montaigne)
Di mi? :))

12 Temmuz 2011 Salı

Kabuksuzlara ithafen

Bazıları duramaz yerinde...içleri kıpır kipirdir batar oturdukları yer..beyinlerinde hep bir fırtına kanlarında hep bir kaynama...ait oldukları zaman ait oldukları yer ait oldukları hersey dar gelir onlara hep ait olmadıkları zamanda ve yerdedir akılları..damaklarında tat kaybolmamisken tatmadiklarindadir akılları...tatları zamanı mekanları kaçırırlar sanirsiniz..kaçırmazlar! Aynı anda var olanın tadını çıkarırken var olmayana duydukları özlemden haz alabilirler...hep doludur ajandaları,hep vardır bir planları..
Fenomen dinlerken powerturkteki şarkıyı kaçırıyorum diye tedirgin olabilecek kadar farkindadirlar hayatın kısalığının...!
Kabuklarına sigamazlar tabiri caizse diyemiyorum. Yoktur kabukları...bir kabuğa sokmaya çalışırsanız sizi de o kabuğu da kırarlar...Bedenlerinin dısında hayattan keyif almanın verdigi manevi bir zırhları vardır.. Bir çeşit feromondur bu belki de uzaktan alırsınız o kokuyu o enerjiyi...kırılan kalplerini çabuk toparlarlar mutevazidirler bu konuda siz onları evde üzülüyor zannederken onlar içkiyi de hayatı da sünger gibi çekmektedir..
Çevremde cok insan var böyle bende yerinde duramayanlardanim ama bu bahsettigim insan kitlesi beni bile asan cinsten biri su an alacati da İstanbul sosyetesine 32 dış siritmakta biri evde gelecek misafirlerine yemek yapmakta digerinin ne yaptığını kestiremiyorum sınırlar dısında :)
Sefa pezevenliginin sozlukteki karşılığı olan ben kıçımı yaymış,huzursuz ruhum ve kahve bazlı frappucinomla başbasayim keyif gazetesinin genel yayın yönetmeni huzursuz ruhlar dergisinin bas yazariyim..
Sevgiler..

6 Temmuz 2011 Çarşamba

Şarap misali yaşamak lazım onun gibi yaşlanabilmek için...

  Bir temmuz akşamı, sigaram kendi kendini içiyor ben düşünmeye dalmışken...Bir kadeh şarap kelimelerime eşlik ediyor.Kelimeler aldı başını gidiyor..Yalnızlık,aşk,korkular,kuruntular,mutluluklar üzerine düşünmeden edemiyor insan.Hafif esen rüzgar insanı düşünmeye itiyor. Esen imbat galiba..Anlamam gerçi hangi rüzgar nereye eser beni nereye sürükler boşvermişliğime şaşkınım bu ara. İ.
  Şarap burnumu uyuşturmaya başlamışken umrumda da değil doğrusu..Norah Jones 'Back To Manhattan' söylüyor fonda ve içim uzun zamandır olmadığı kadar huzurlu..
   Umrunda olmamalı bazen hiçbirşey..Zaman akıp giderken, nereye estiğini bilmediğin rüzgarlar eserken, düşünmemeli insan bazen..Düşünmemeli hiçbirşeyi!..Hiç kimseyi!..Kim nederi..!
Düşünmemeli bazen insan, akmıyor yoksa zaman...Ölümü düşündüm uzun süre..Yaşlanmayı sonra..Sonra dedim bırak bunları Mel..Denize girerken kumların üstünde bıraktığım terliğim gibi bıraktım.Ben serinlerken o yanarsa yansın.....! Çıkar bi suya sokarsın geçer...Çok zor biliyorum ama..Bırakmalı bazen herşeyi bir kenara..
 Sevdiğinin kollarında bırakmalı mesela..
Şehrin sıcağında bırakıp serin bir yerlere kaçmalı ya da.
Ne biliyim yatağa girmeden önce uyuduğun odanın dışında bırakmalı en azından.Hindistan cevizli bi güneş kremi tenine işlerken güneş ışınlarıyla gökyüzüne yansıtmalı tüm sıkıntıları...Bikinini sımsıkı bağlarken içindekileri sıkıntıları da bağla hapset bir köşeye...
  Bırakmak lazım bazen akışına..Bari bu aylarda tek derdimiz ayaklarım kum oldu olsun...Dalga sesinden başka bir ses duymasın kulaklarımız...Yakmasın hiç birşey güneşin dışında...Denizden çıktıktan sonra duşta bıraktığın tuzlar gibi bırak herşeyi bir kenara...
  Umrunda olmamalı bazen hiçbirşey hayat küçük şeyleri dert etmek için fazla kısa...Karar,hafif,rahat yaşamak lazım biraz..Şarap içer gibi yaşamak lazım be..Şarap gibi yaşlanmak için...Ne beyaz şarap kadar net!Ne kırmızı şarap kadar derin.. Bir kadeh rose tadında yaşamak lazım biraz netlik biraz derinlik..Biraz meyvemsi biraz kekremsi...Ne yaşarsan yaşa ister sarhoş etsin ister sadece keyif versin..Tadı damağında kalacak şekilde içmek lazım hayatı...
 

5 Temmuz 2011 Salı

Lüfer, hamsi, kalkan / daralıyor zaman...

Lüfer, hamsi, kalkan / daralıyor zaman...: "“Seninki kaç santim?” kampanyası yarım milyon insanın desteğiyle devam ediyor. Denizlerimizin ve balıkların geleceği için, iş işten geçmeden, daha fazla ertelemeden, hemen şimdi eyleme katıl."

14 Haziran 2011 Salı

Depresyona dair!!

  Sınavlardan boş boş dolaşmaktan ve beni oyalayan nice eylemden kafamı kaldırıp bir blogum olduğunu hatırladım.Postlamayalı ne kadar uzun zaman olmuş.Panikledim yukarıda saydığım eylemlerden başımı kaldırmak mı? Külliyen yalan. Vize döneminde bir bol tişörtten ilham alıp kelimelerce yazabilen ben kendimi nereye kadar kandırabileceğim acaba.Geceyi üç ederdim zamanında şimdi erkenden yatasım var hiçbir şey düşünmemek adına.Neden böyle bilmiyorum ilhamımı çaldı birileri veya birşeyler...Ya da ben yazmaya bile üşenecek kadar tembelleştim.Ya da depresyon denen hınzır yine kanıma mı giriyor.
   Yeni sevgilinizin eski sevgilisi gibidir depresyon. Tamam o artık yok artık ben varım yeni bir hayat var dersiniz anı yaşa, kötü şeyler düşünme,o artık senin dersiniz ama o kızın varlığı sizin içinizi kemirir kemirir kemirir ya hani atlatılan(ya da atlatıldığı sanılan) depresyonlarda böyle işte...

Tamam mel geçti artık bu hayat senin,yeni bir hayat,anı yaşa,pozitif düşün,küçük şeylerden mutlu ol hikayeleri vee bir bakmışsın melankoli yine raflarda yerini almış..
    Önce tutkunu olduğun uzun sabah kahvaltılarının içine girer canın hiç birşey yemek istemez...Hani o uğruna ne ilk dersler ektiren sabah kahvelerini unut zaten içinden gelmez...Vitrinlerdeki rengarenk bahar-yaz koleksiyonları gözüne sonbahar-kış koleksiyonlarından daha hüzünlü gözükür... Paran da olur bu dönemlerde zira dışarı çıkıp harcayasın gelmez dışarı çıksan da gözüne hiçbirşey güzel gözükmez. Ya da tam tersi durmadan yer durmadan para harcar durmadan uyursun..
      Sevgilinin eski kız arkadaşı gibi sinsi sinsi girer hayatına ya da sevgilinin  kankası rolü yapan bir kaşardır.! Hayatındadır hep ama yüzünü hayatla ilişkinin en ufak sorunlarında gösterir.
     Nasıl üstesinden gelineceği konusunda doktrinde hala ortak bir kanı yok. İlaçlar yalan 10 adımda mutluluk formülleri yalan..Ben etrafıma sataşıyorum nazınızı çekecek insan varsa ne ala...

25 Mayıs 2011 Çarşamba

Tarih tekerrür ediyor yine,evin içi yine aynı kokacak,keskin...
Tarih tekerrür ediyor biz yine yalan umutlar besleyeceğiz, onu ve kendimizi kandıracağız diğerlerinde olduğu gibi...
Evin içinde aynı telaş olacak yine...
Kalbimizde yan etkiler...
Grip bu grip gibi birşey diyeceğiz gülerek arkamızı döner dönmez gözlerimizden yaşlar boşalacak tekrar.
Ama sanırım bu sefer bu kadar kolay kandıramayacağız kendimizi...
Offf tarih tekerrür ediyor yine..
Tanımadığımız insanlarla birbirimize yalan tesselliler vereceğiz koridorlarda...
Uçsuz bucaksız bekleyiş..Geçecek geçecek fısıltıları her yerde...
Yemekler yine tatsız...
Herşey halsiz olacak yine...
Alternatif umutlar saracak evin içini yine...
Radyoaktif sancılar...
İnsanı zehirleyen umut kürlerinden dönüşteki ağrılar...
Tarih tekerrürden ibaret şüphesiz de..Her tarih aynı şekilde kapanmaz değil mi? Belki bir ümit...?

2 Nisan 2011 Cumartesi

YAĞMURDAN ISLANMIŞ HASRET KOKUSU

   Güzel bir cumartesi günü hava yağmurlu olsa da ...Kalktım pencereyi açtım içeri YAĞMURDAN ISLANMIŞ TOPRAK kokusu girdi birden.Kokular benim için fotoğraf karesine eşdeğer duyduğum kokuyla gözümde milyonlarca sahne ve anı canlanabilir..YAĞMURDAN ISLANMIŞ TOPRAK KOKUSU da bunlardan biri ve bir nevi anne baba kokusu benim için..
   Annem çalıştığı için okul vakti anneanneme bırakılırdım annemden 19 saat uzaklıkta bir mesafeye... Yazları genelde annem ve babam da yanımda olurdu.Anneannemin yemyeşil güzel bahçesinde haziran temmuz ağustos ayları kalabalık gürültülü hareketli geçerdi..Gürültülü ve hareketliydi ama buna rağmen dinlendirici ve huzur vericiydi.. Ağustos daha bir kalabalık geçerdi bahçedeki çiçekler meyve ağaçları kalabalığa eşlik ederdi..Çiçek ve meyve kokuları zihnime yeni fotoğraf kareleri eklerdi..Eylül gelirdi ilk yağmur damlası toprağa düştüğünde bilirdim ki gidecekler...
YAĞMURDAN ISLANMIŞ TOPRAK KOKUSU sessizlik demekti kalabalığın dağılması demekti ayrılık demekti...
 Bahçedeki çiçek kokularını tekrar duyana kadar annemden ve babamdan ayrı kalmak demekti YAĞMURDAN ISLANMIŞ TOPRAK KOKUSU...

Küçükken oyun dolu yaz günlerinin bittiği anlamına gelirdi YAĞMURDAN ISLANMIŞ TOPRAK KOKUSU...Sıcak asfalt kokusu(zift ve toz karışımı bir koku) ve yasemin kokusu görevi YAĞMURDAN ISLANMIŞ toprak kokusuna devrederken şort ve terlik görevi külotlu çorap ve okul ayakkabısına devredecekti..Dizlerimizdeki yaralar iyileşmeye başlayacak,yazlıkçı dostlar memleketlerine dönecek ve hava yine YAĞMURDAN ISLANMIŞ TOPRAK kokacaktı...

 Küçükken en yakın arkadaşım dediğim rahmetli amcamla yağmurdan sonra at sürmeye giderdik YAĞMURDAN ISLANMIŞ TOPRAK KOKUSUNU çok severdi amcam...At kokusu,ıslak çimen ve toprak kokusu bir fotoğraf karesi daha işte...
   Ve ben en yakın çocukluk arkadaşım olan amcamın öleceğini YAĞMURDAN ISLANMIŞ yumuşak TOPRAĞA çiçek dikerken öğrendim...Ayrılık kendini henüz göstermemişti ama YAĞMURDAN ISLANMIŞ TOPRAK KOKUSU ile birlikte kendini hissettirmişti..
  ............
 Bu sabah duyduğum YAĞMURDAN ISLANMIŞ TOPRAK KOKUSU sevgiliye hasret eşliğinde anneyle yapılacak cumartesi keyfi olarak form değiştirdi..

YAĞMURDAN ISLANMIŞ TOPRAK KOKUSU hasret kokmadan duramaz mısın sen?

31 Mart 2011 Perşembe

postlayasım geldi

  Havalar ısındı herşey istediğim gibi gidiyor o depresif kış gecelerinde duvarlara bakıp acı çekerken ettiğim bütün dualar kabul oldu.Keyifler desen tıkır tıkır.Dostlar desen hep yanımda aşk desen onla geçirdiğim hergünün akşamı günün tadı damağımda kalmış vaziyette uyuyorum <3 ilkem ya bebeğim(allah yardımcın olsun biliyorum arada beni bayıltıp kafa dinleyesin geliyo)...
  Şu acıyla ve öfkeyle beslenen ruh halimden nefret ediyorum.
  Yok ya akışına bırakma olayı genetiğimde yok.Bi sal gitsin yoook.! İmrendiğim insan tipidir bu bence gizli bi yerlerde bi boşver gitsin torbaları var canlarını sıkan herşeyi oraya atıyolar boş vakitlerinde de onları imha ediyolar. Yok ben kafaya takcak birşey bulamazsam aç susuz hissederim kendimi huzurluyum ya yatak batar gece uyuyamam..
Sanki antidepresanlarla ömür boyu sözleşme yapmışım mutluyum içmiyorum ama o çalışma masamın üzerinde sanki onu aldatmışım gibi bakıyor bana."Laroxyl buna alışmalısın senin dışında da mutlu eden etmenler var bak ama senin yerin ayrı" der gibi bakıyorum ona göz kırpıyorum. Tabi o da haklı kendini kürkçü dükkanı gibi hissediyor keyifler tıkırındayken aaaa bak sensiz de oluyo diyorum bi şmarıklık bi satışlar falan sonra en ufak problemde ühühühühü tek dostum sensin galiba ühühühü ve acıyla boyanmış duvarlar odadaki hüzün karmaşa ikilem çaresizlik depresyon bıdı bıdı :)
  Hayır biliyorum gün gelecek bu yazıyı okuyup kendimden utanacağım depresif ruh hali benim  dnama işlenmiş allahtan manik kimse fazla anlamıyo...
   Neyse yaa bunun tek açıklaması ŞIMARIKLIK  Allah başta aileme erkek arkadaşıma ve kankalarıma olmak üzere tüm yakınlarıma sabır versin. Hadi herkes işinin gücünün başına.

23 Şubat 2011 Çarşamba

Bu bir mojito hikayesidir...

MALZEMELER..

Bacardi
Lime
Soda
Esmer şeker
Taze nane
Buz..

İyi bir mojito için;

KURAL 1:
 Lime, esmer şeker ve taze nane bir kapta ezilir.. Yavaş yavaş.. tatlar dengelenene kadar..Acele etmeden bu süre ne çok uzun tutulmalıdır ne çok kısa..
Bir mojitonun gerçek bir mojito olması için bu üç malzemenin birbirini anlaması ve sevmesi gerekir..

Bazıları üşenir hepsini birden blendera atar.
Acele eder. Olmaazz!
..
Bu üç tat,birbirlerine oldukça zıt tatlardır ve bir denge kurmaları gerekir yoksa bacardiniz mundar  olur.
İyi bir mojito için önce lime sakinleşmeli durulmalı ;)
Şekerle limeyi ezmek biraz sabır ve özveri ister..

Şekerin tadı ve nanenin ferahlığı limeden önce kendini hissettirmeli  ama asla bastırmamalıdır... Unutmayalım ki iyi bir mojitoyu mojito yapan şey biraz da nerden geldiğini anlamadığınız burukluğudur..

KURAL 2:
Şeker limenin ekşiliğini kırmadan nanenin tadı ortaya çıkmaz.
Eğer limenin ekşiliğini istenen ölçüde kırmazsanız lime naneyi aromasını salmadan öldürecektir.

Nanenin kokusunu almayan bacardi size mahremiyetini açmaz.

Ezme işleminden sonra bacardiyi eklersiniz...Nanenin kafası güzelleşmeye başlar...
 Şekerde bacardiden payını alınca size üstüne bir soda dokunuşu yapmak düşer..
Tüm malzemeler tat patlamasını soda onlara dokunduğunda yaşar..
En son olarak buzlar eklenir..

KURAL 3:
 Buzları çok küçük parçalara ayırmayın.Kolay erirler.Erimeleri mojitonuzun yoğunluğunu bozacaktır.
Şeker tamamen erimeden ,nane tadını kaybetmeden, soda asiditesini yitirmeden,limon kendini kaybetmeden buzları yetiştirmenizi öneririm.

Mojitonuz hazır.

SONUÇ:
Şeker,lime,nane uyumu mükemmel.Bacardi kanınızda kendini hissettirmeye başladı biliyorum.Keyfiniz yerinde ama mojito bitmek üzere...

Varolanlar:
Bacardinin kafası
Limenin ekşiliği
Sodanın midenizdeki hafifletici etkisi..

Geride kalanlar:
Pipetinizle " hey beni  dinleyin" dercesine dürttüğünüz buz parçaları
Buz parçalarının üzerine tutunmuş nane yaprakları ve şeker taneleri..

SÖZLÜK:

Bacardi__AŞK
Lime__AŞK ACISI
Soda__UMUT
Esmer şeker__TEBESSÜM,
Taze nane__HUZUR
Buz__HER SARHOŞ DÖNDÜĞÜN MOJİTO PARTİSİNDEN SONRA KAPISINI ÇALIP AĞLADIĞIN DOSTLAR:(OF NE UZUN TANIM OLDU )


18 Şubat 2011 Cuma

_Mel's Monologues_: Mel BOL TSHİRT& TAYT lı günler diler...

_Mel's Monologues_: Mel BOL TSHİRT& TAYT lı günler diler...: " Güzel güneşli bir gündür...Bir gece önceden anneye ' biraz boğazım acıyo yarın okula gitmiyim dinleniyim' diye ayar çekilir... Uyunur..."

Mel BOL TSHİRT& TAYT lı günler diler...

  Güzel güneşli bir gündür...
Bir gece önceden anneye " biraz boğazım acıyo yarın okula gitmiyim dinleniyim" diye ayar çekilir...
Uyunur uyunur uyunur...
Uyanılır...
Okula gidilmediği için bir gram vicdan azabı çekilmeden çay demlenir...
Ağır çekimde kahvaltı yapılır..Ağır çekimde miskinlik yapılır...
Evin içinde aylak aylak gezilir.
Ev ahalisi işte ya da okuldadır..Kısacası keyifler tıkırdar ve gün ağır çekimde geçer.
Olur böyle günler ben bu günlere; BOL TSHİRT & TAYT  günleri derim.. :)
Ne alaka diceksiniz...
Bol tişört günün rahatlığını, tayt ise esnekliğini ifade eder..
Bu günlerde kuralları siz belirlersiniz. Zaten herşey bi gece önce anneye raconu kesmenizle başlar bi largelık bi yalancılık...
Gün esnektir. Size,keyfinize ve kahyasına göre itinayla şekil alır...
Siz; malum uyanınca ayna karşısında yaratık gibi görünen iki makyajla bir ikonaya divaya dönüşen siz..Herşeyi hakeden siz. Kraliçe siz.Prenses siz.Ne kadar öpsede kurbağası bi türlü prense dönüşmeyen siz.
Sallayın kurbağayı prensi şimdi günün en güzeli siz.
Keyfiniz;nerde ne  isteyeceği belli olmayan anamaddesi ego olan organizma..
Kahya;genelde telefon rehberinde çeşitli noktalama işareti ile başa alınmış en yakın kız arkadaş , sevgili vs.
Hava çok güzel..
Ev kahve kokuyo..
Kapıyı birazdan en taze dedikodularla telefon rehberinin kralı çalacak..
Vicdan denen şey zaten uykuya kurban olsun..
Bugün keyifler tıkırdar.. Sefamm olsun..

Herkese BOL TSHİRT&TAYT'lı günlerr...

16 Şubat 2011 Çarşamba

ben bir şeye şahit oldum..

Ben bir şeye şahit oldum.
Doğa bir yerlerde birilerini saklar sizin için haberiniz yoktur..
Yaralarınızın üzerindeki kabukları nazikçe,canınızı yakmadan almaları için saklar onları belki de kim bilir..
Zamanında akıttığınız gözyaşlarını silmek için ona adresinizi verir...
Ama doğa bi yerlerde birilerini saklar sizin adınıza  ve ihtiyacınız oldugunda, dayanacak gücünüz kalmadığında,inancınızı kaybettiğiniz bir anda onu size gönderir.
Bu kimi zaman hiç tanımadığınız biridir uzaklardan gelir,kimi zaman tanıdığınız biridir yakınınızda bir yerlerde hep sizinledir..Siz ne kadar giderseniz gidin sizi asla terketmeyendir.
Siz her dokunus sizi incitecek zannedersiniz ama o tekrar güven verir...
Çatışmadan hırçınlıktan yorulmuşken ve yorulmaya ve yormaya alışmışken bir de bakmışsınız ki akışına bırakmışsınız herşeyi...
O gelir ve sizi sakinleştirir..
Doğruluğuna inandığınız bütün yanlışlar ruhunuzdan sıyrılıverir...
Ben cok güzel günlere şahit oldum herşeyden vazgeçtiğim  bir anda...
Kahve tadında günlere şahit oldum tahmin edemeyeceğim yoğunlukta...
Birine tekrar hiç düşünmeden koşarak sarılabildim mesela
Ufak kızgınlıklar solda sıfır kalabiliyor keyifli bir sohbetin yanında..
 Ben bir şeye sahit oldum...
Aşkın en tatlı hali yaşanıyor herşeyi oluruna bıraktığında...

4 Şubat 2011 Cuma

Su testisi su yolunda değil,ruhlarda kırılmış vicdanlar o suda boğulmuş..

Bizler ne kadar profesyoneliz kirlenmekte ve kirletmekte...
Kirletmek, bizleri kirlerimizden arındıracakmışcasına kirletiyoruz...
Bizler ne kadar basitiz aslında.. Bizler neler konusuyoruz, ne konusuyoruz?

Hiç farkında değiliz..

Bir insan öldü dün gece.. "İnsan" diyorum.. "Kadın" sıfatından,"anne" sıfatından,"birinin karısı" sıfatından önce bir insan öldü...

Öldü...

Nasıl biri olursa olsun,ne şekilde ölmüş olursa olsun bir insan öldü...

Öldü...

Tamam.

Türkiye'de bir kadını sadece bir insan olarak görmek, egolarınıza zarar verecek biliyorum ama bir insan öldü...

Hadi tamam dediğiniz gibi olsun bir "eş" öldü bir "anne" öldü...

Bir erkek hayat arkadaşını, bir bebek annesini kaybetti....

Ağzınızdan akıttığınız zehirler onların acılarını hafifletmiyor...

Ölümü duyduktan sonra yaptığım ilk yorum
"Belki ilk yapılması gereken sey ambulansı aramak olsaydı ölmeyecekti" oldu..
 Ölümden sonra yapılan ilk yorumlar ise "Bekar evinde ölmüş içkiliymiş evliymiş çocuğuda varmış"... oldu... Tamam size göre o insan ölümü haketmiş o zaman ne konusuyoruz ki...!!!!!????? Kanında uyuşturucu çıkmayınca bir cok insanın hayal kırıklığına uğradığına eminim...!!!??

Bir İNSAN ölüyor bir KADIN ölüyor bir CAN gidiyor ve konusulan şey " ardında bıraktığı erkeğin insan içine nasıl cıkacağı ". "cocuğa annesini nasıl anlatcakları" ..


Bu konuyu düşünmesi gereken insanlara,o insanları da acılarıyla basbasa bırakalım..

Acıları bizim zihnimizden ve kalplerimizden temiz.. Onları temiz bırakalım..

Sizin beyninizden bunlar gecerken;bir erkek belki hiçbirşey gecirmeden aklından sadece kaybettiği bir çift gülen göz için ağlıyor...

O gözyaslarını rahat bırakalım.. 

Kırılan su yolundaki su testisi mi,? yoksa vicdana, saygıya, gitmesi gereken yoldaki ruhumuz mu?

Bunu tartısalım.. 

Şu ağzımızdan kalemimizden dökülenler tüylerimi ürpertiyor iki gündür...
Lütfen elimize dilimize biraz sahip olalım...

Sizleri tabularınızla korkularınızla ne durumda olduğunu düşünmek bile istemediğim bilinçaltlarınızla ve vicdanınızla başbasa bırakalım...

29 Ocak 2011 Cumartesi

Thank god I'm a ...

  Bu reklama bir alışveriş merkezinde rastladım. Deli gibi alışverişe dalmış,kafamdaki kombineler beynimi oyalarken ben ayaklarıma inen karasuları henüz farketmemiştim bu yazıyı okuduğumda... "Thank god  I'm a woman." Aslında bu cümleyi içimden ne kadar sıklıkta gecirdiğimi farketmemiştim o ana kadar...
  Üzerimde yeni denediğim bir sürü parfüm kokusu, elimde paketler, kafamda almak üzere olduğum kilolar beni esir almışken, bu yazıya aval aval bakarken buldum kendimi...Şükredilecek birşey değil mi dişi olmak :) Zaman zaman kızıp; "Sanslı olsam erkek doğardım" diyor olsak da şöyle bir düşününce şükrü hakeden bir lütuf...Dezavantajları yok mu var? :) Ama düsününce avantajları o kadar cok kii..
  Bir kere hayatınızda kimse olmasa bile yılda en az iki kere aşık olursunuz! İlk aşkınız yaz sezonu sonu indirimidir yaz aşkı gibidir heyecan verir içinizi ısıtır,elinizde alışveriş poşetleri ile birlikte sandaletlerinizi çıkarır, koltuğa kurulursunuz. Aldıklarınıza tekrar bir göz atmak, güneşten bunalıp, denize girip kurulandıktan sonra içtiğiniz ilk mojitoya benzer :) Isınan içiniz ferahlar, siz gevşersiniz... Mojitoyu içerken tadından alkolünü düşünmezsiniz, alışveriş yaparken kredi kartı extrenizi düsünmediğiniz gibi.. İkinci aşkınız kış sezonu indirimidir. Kış sezon sonu indiriminde alışveriş yapmak soğuk bir kış günü, sevgilinin kollarında sıcak çikolata içmeye benzer. Bu indirim genelde sömestra denk gelir derslerden vakit bulamayıp dısarı cıkamadığınız günlerin acısını cıkarmak adına düzenlenmiş evrensel bir ayindir bence...
Yeni çıkmış bir parfümü denemek bir kadını heyecanlandırdığu kadar kimseyi heyecanlandıramaz...
Sezonda beğendiniz tabanı kırmızı stilettoları indirimde kapattıysanız şayet kendinizi eyfel kulesinde size bahsedilen bir tek taşla evlilik teklifi almıs gibi hissedebilirsiniz...
O cok güzel kokan vücut losyanlarıı 3 al 2 öde olmuşsa mesela söyler misiniz bizden mutlusu var mı?
Her duyguyu utanmadan gocunmacan doruklarda yasarsınız karizmam cizilir diye kahkanıza yapmacıklık katmazsınız...
Dönem dönem ağlamak gerekli gereksiz herseye yeryüzünde varolan,testedilmiş faydası kanıtlanmış en basarılı detoks yöntemidir...
Çikolatanın üzerinizdeki etkileri hiç bir canlıda bu kadar verimli gözlenmemiştir mesela...
Ayrıntıların tadını çıkarırsınız doya doya,her detay hakkında detaylarla dolu yorumlarınız vardır ve bu özellikleri karşı cinste sadece sanatçılar barındırır...
Kurgularınızla en iyi klasikcilere taş cıkartır kendinizi ve karşısınızdakini çıldırtabilirsiniz farkında olmadan.. :)
Bazen mutluluk düzgünce sürülmüş bir kırmızı ojeyken mutsuzluk; düzgünce sürülmüş bir kırmızı ojenin kurumadan önce bozulmasına eşdeğer olabilir...

Çelişkilerin ve ikilemlerin en feminen formudur kadın zihni...
Aşk'ın en yoğun attığı yerdir kadın kalbi...
Nefretin en somut halidir kadının dili....
Nazikçe tuttuğu elleri istediği gibi uzaklaştırır kadın elleri...

Bir reklam sloganına dakikalarca bakar kadın gözleri ilham alır gider yazar kadının kalemi...


16 Ocak 2011 Pazar

teselli bekliyorum ben vizeleri aciklanmakta olan bir hukuk fakultesi ogrencisiyim.

Birseylerin ters  gidecegini roma sinavindan bir gun once alisveris merkezinin rafinda ders notlarimi unuttugum gun anlamistim da hani birseyi hissedersinde ustunu kapatirsin ya yok yok yaparim ben falan ha iste oyle yapmistim o gunde. Bu notlarin boyle gelecegi bastan belliydi a dostlar.

Yok ayy ben hukuk okuyorum da bizde devam zorunlulugu yok deyip 12 ye kadar yatmalar...
Ayy ben okuldan cikinca direk eve gidemiyorum deyip alsancak senin agora benim arkadas bulusmalari..
Yok bu filmi izliyim yok suraya da gideyim buraya da. Al gordun gununu..
Of  bi de dersteki o artistiklerim nolcak? Ay ben bunu mantigimla da yaparim yaa seklinde(gorduk mantigimi)
Sinava calismayi son gune birakmam sonra..Son gune biraktigim yetmiyor gibi bi de o son gun gurmelik,sanat elestirmenligi,moda tasarimciligi,bestekarlik,kose yazarligi gibi olmadik yeteneklerim ortaya cikmiyo mu. Dunya mutfagina bi ilgi duyuyorum ki o son gun. Hukuk baslangicindan once susi yapmaya calistim mesela buyrun 40 aldim. Susimide kimse yemedi o ayri hazin bi durum zaten. Iktisat sinavindan once tutsu kokusu ve latin muzigi esligindeki salatalik maskem cildimde gerekli etkileri gostermis olsa da afedersiniz sinav bi tarafimda patladi.(Olsun ama benden kiymeti mi dimi?)
Neyse bu donem surekl zikrettigim o salak cumleyi tekrarliyorum.Ben bu donem kendimi denedim calismadan kac alabiliyorum diye.
 hahayyytt. sefam olsun.

15 Ocak 2011 Cumartesi

iyi geceler sevgilim ozlemini bari bu gece ictigim son sigarada birakirsan sevinirim...


   Farkli bir ulkede farkli bir evde herseyden uzakta seni ozlemekle, daha once ozlemlerime sahit olmus dort duvar arasinda ozlemenin biraz farki olur zannediyorum her yolculukta...Her yolculukta kendimi kandiriyorum israrla. Ama nereye gidersem gideyim ozlem ,verdigi acidan bir nebze fedakarlik etmiyor ve gerekli gereksiz her yerde karsima cikiyor ozlemin.


   Venedikte bi pizza olup bogazima takilabiliyor mesela. Sicak bir kruvasan gibi mideme oturabiliyor ressamlar tepesinde..Alelacele icilen bir sarap da olabiliyor champ elysees de, guzel fakat bir o kadar da dondurucu bir kar manzarasi bazen salzburg da..
                                                                                

 Bir tren istasyonunda, bitmeden sondurulecegi bilinerek yakilmis bir sigara oluyor bazen..Ne bileyim ucagi kacirmak uzere oldugunu bile bile duty freede hala parfum kokluyor olmanin verdigi huzursuzluk gibi hissettiriyor bu ozlem zaman zaman kendini. Amsterdamda  tecrubesizlik kokan adrenalin dolu bekleyislerde ozlemine benzetilebilir.
    Bu aralar bavyerada soguk bir kis aksami bitirmek zorunda oldugum,uzerimde kurdugu baskinin tadini bastirdigi bir litre bira gibi ozlemin...
    Su an yabanci oldugum bir evde sigara dumani altnda bir mutfak,pencereden iceri giren yagmur kokusu,biraz soguk,biraz kahve kokusu ,kucagimdaki laptopun sicakligi,yorgun gozlerim ve sacmaladigimi hissettiren cumleler uzerinde kurulu ozlemin...
   iyi geceler sevgilim ozlemini bari bu gece ictigim son sigarada birakirsan sevinirim...




10 Ocak 2011 Pazartesi

gitsen mi benden gitmesen mi?

Nereye gidersen git nereye saklanirsan saklan ne kadar kacarsan kac ne kadar tikarsan tika kulaklarini icindeki sese icinden bir parca hep seninle birlikte aslinda..
Söküp atmak istedigin o parca...Nefes alsan dahi acitacak gibi olan hani...
Her an hakkinda konusmak istedigin her an varligini hatirlamak istedigin ama hani sanki yokmus gibi davrandigin inatla..
Hem elinin tersiyle ittigin hem elini bir an bile birakmak istemedigin..
Hem kactigin hem tutsak oldugun...
Hem sevip hem nefret ettigin  parca iste..
..
En basta sadece yaninda duranken sen farketmeden benligine dahil olan...

Hani ozlememek icin kendinle deli gibi kavga ettigin,yenilip ozlediginde kendinden nefret ettigin..
SEN olmakla "O"nun olmak arasinda seni savuran o parca...
hani sen hirpalandikca
Sana inat senden kopmayan...

Dusununce soyle bir..

Senden kopacak olmasi fikrine tahammul bile edemedigin parca degil mi o ayni zamanda...
Ellerinle etine ilmek ilmek isledigin..
O öyle usul usul dursada yerinde ellerinle kanattigin parca o...

Onu kendine bu denli katanda sensin onu desip desip kanatanda sensin her seferinde..
E kizim gecenin bu saatinde icindeki bu sanci niye?

7 Ocak 2011 Cuma

Bir bilet bir bavul.

  Bir bilet alip gitmek uzaklara, arkanda herseyi birakircasina...Beyninle kalbinle yarisircasina tika basa bir bavulla...
  Bavul demisken... Bavul hazirlamak bilincaltimin disavurumu sanki... Bavuluma sigdiramadigim esyalar gibi kabime ve beynime sigdiramadiklarim.. Bavuluna koymadigin icin pisman oldugun esyalar gibi yapmak isteyip yapamadigin seyler ve yaninda olmak isteyip olmadigin insanlar...Bavulundan cikaramadiklarin var bide olmazsa olmazlar ne kadar yuk olsada tasimak zorunda olduklarin var...Ha bir de bavuluna koymak isteyip koyamadiklarin cok isteyip sigdiramadiklarin onu koyabilmek icin birseyler cikarman gereken seyler var...
  Bilincaltimin disa vurumu bu bavul hazirlama isi..

Bunu yanima alsam mi yok yok
Bu sicak tutar gelmeli
Bu? Hayir bu kasindiryo
Bunu hic giymedim aldim gecen sefer
Bu usutur soguk havaya gelmez..

Onu yanima alsam mi?
Yok yok
Onun varligi beni isitiyo yanimda olmali..
O peki?
Hayir batiyo varligi..
O?
Yari yolda birakti gecen sefer..
O?
cok usutuyo..

Dolu tertemiz ozenle hazirlanmis titizce yapilmis kombinelerle dolu bir bavulla cikilan yolculuklar gibi basliyor yasanacaklar..
giyilmis kirlenmis bi kismi bir yerlerde unutulmus dagilmis ve yeni esyalar eklenmis bir donus bavulu gibi bitiyor yasananlar...